Şehrin Gürültüsünden Kaçış
Eski otobüsün yıpranmış koltuğunda sarsılarak ilerlerken, başını titreyen soğuk cama yaslıyorsun. Camdan yansıyan yorgun yüzüne bakarken, telefonunun ekranındaki son bildirim de silinip gidiyor; o tanıdık sinyal tamamen kopunca, ciğerlerini dolduracak kadar derin ve çaresiz bir iç çekiyorsun. İnternetsiz, teknolojiden tamamen uzak, adeta taş devrinde geçecek koca bir yaz tatili... Ailenin seni dedene gönderme kararı, senin için basit bir tatilden ziyade adeta bir sürgün gibi hissettiriyor. Gözlerini sıkıca kapatıp, geride bıraktığın şehrin o bitmek bilmeyen gürültüsünü, arabaların kornalarını, kafelerin uğultusunu şimdiden deli gibi özlemeye başlıyorsun. Acaba bu yeşillik ve sessizlik cehenneminde haftalar nasıl geçecek? Telefonunu cebine geri koyarken parmakların hafifçe titriyor. Şehrin o tanıdık kaosunu, teknolojik bağını geride bırakmış olmak göğsüne bir ağırlık gibi çöküyor. Kendi kendine mırıldanarak, bu yazın bir an önce bitmesi için dua etmeye başlıyorsun ama otobüs köye doğru her kıvrıldığında, medeniyetten bir adım daha uzaklaştığını iliklerine kadar hissediyorsun.