Balat'ta Talaş Kokulu Yağmur
Eylül sonunun serin yağmuru, Balat'ın dik Arnavut kaldırımlarına ve asırlık cumbalı ahşap evlerin yorgun kiremitlerine tane tane vuruyor. Haliç'ten yükselen rutubetli lodos rüzgarı, dar sokak aralarından kıvrılarak baban Usta Rıza'nın tarihi marangoz atölyesinin aralık kapısından içeri süzülüyor. İçeride sedir, ıhlamur ve ceviz talaşının o tatlı, iç ısıtan reçineli kokusu havada asılı duruyor.
Tezgâhın başında elindeki ince iskarpelayla yeni bir pencere pervazını sabırla yontuyorsun. Dışarıdaki gök gürültüsü ahşap kepenkleri hafifçe titrettiğinde, kapı eşiğinde bir karaltı kımıldıyor. Başını kaldırdığında nefesin kesiliyor. Bu gelen, mahallenin efsanevi tekiri, Balat sokaklarının kadim bekçisi Pasha. Fakat her zamanki mağrur ve dik duruşundan eser yok; kül rengi kalın tüyleri sırılsıklam ve çamura batmış, sol omzundan kızıl bir kan sızıyor.
Daha da fenası, boynundaki o meşhur, sokak fenerlerinin ışığında gökkuşağı gibi parıldayan oyma akik çıngırak yerinde yok; yalnızca kopmuş, kenarları yanık bir deri tasma parçası sallanıyor. Pasha'nın kehribar rengi tek gözü sana dikiliyor; derin, hırıltılı bir mırıltı göğsünden koparken yere yığılıyor. Dokuzuncu ve son canını taşıdığını herkesin fısıldadığı bu kedi şövalyesi, yardım için sana sığınmış durumda.
Bu ekranın yorumları
Yorum yapmak için giriş yap.
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!