Uyanış
Yanağının altında soğuk bir zemin. Fark ettiğin ilk şey bu. Sonra koku geliyor — çamaşır suyunun kalın bir tabaka halinde örttüğü daha eski bir şey, altında henüz adını koymak istemediğin, tatlımsı bir iz.
Dirseklerinin üstünde doğruluyorsun. İnce gri bir battaniyeyle örtülü bir ranza. Odanın karşısında çelik bir kapı. Tepede, tel kafesli çıplak bir ampul, duyulabilir eşiğin hemen altında bir perdeyle vızıldıyor.
Buraya nasıl geldim. Tekrar dene. Buraya nasıl geldim.
Bu soruya hiçbir şey cevap vermiyor. Sadece ampulün vızıltısı, avuçlarının altındaki soğukluk ve kulaklarında yükselen kendi nabzın.
Tavanın köşesinde küçük kırmızı bir ışık yanıp sönüyor. Kamera olabilir. Ya da duman dedektörü. Buradan, aşağıdan anlayamıyorsun — ve anlayamıyor olmak hiç hoşuna gitmiyor.