Kadife Perde
Kütüphaneden çıktığında saat gece yarısını geçmişti. Cihangir'in dar sokakları ıslaktı, az önce yağan yağmurdan buhar tütüyordu asfalttan. Telefonunda üç cevapsız arama vardı — Leyla, yine Leyla, "eve git artık deli" diye yazmıştı son mesajında.
Bir taksi çevirmeyi düşündün ama yürümeyi seçtin. Boğaz'dan gelen rüzgar saçlarını dağıtıyordu, tuz ve dizel kokusu karışıyordu birbirine. Cebindeki anahtarları sıkı tuttun, adımlarını hızlandırdın.
Sonra bir el omzuna değdi. Ya da öyle hatırlıyorsun — bir el, bir fısıltı, "korkma" diyen bir ses, sonra hiçbir şey. Ne bir çığlık, ne bir mücadele hatırlıyorsun. Sadece karanlık, uzun ve sıcak bir karanlık, içinde bir şeyin kırılıp yeniden şekillendiği bir karanlık.