ÇEMBER
Borcun Ağırlığı

Üç aydır uyumuyorsun. Kızkardeşin Elif'in tedavisi için aldığın borç, faiziyle birlikte artık geri ödeyemeyeceğin bir canavara dönüştü. Kasap Rıza'nın adamları geçen hafta kapına dayandı, kapıyı yumruklayıp komşuların önünde bağırdılar. Bir hafta daha süre verdiler, o kadar. Annen ağladı, sen susup baktın; söyleyecek bir şeyin yoktu, cebinde tek kuruş kalmamıştı.

İşten çıkarıldığın gün parkta bir adam yanına oturdu. Takım elbiseli, sakin, gülümsemesi biraz fazla düzgündü — sanki prova etmiş gibi. Sana ince, beyaz bir kart uzattı. Üstünde sadece siyah bir çember ve bir telefon numarası vardı, başka hiçbir şey yazmıyordu.

"Borcun mu var?" dedi, sesi neredeyse şefkatliydi. "Bir oyun var. Kurallar basit, ödül büyük. Kazanırsan hayatın değişir."

Aptalca olduğunu biliyordun. Böyle tekliflerin hikayesini televizyonda görmüştün, hep kötü biterdi, insanlar kaybolur, kimse sormazdı. Yine de o gece, Elif'in ilaç faturalarını tek tek sayarken, elin telefona gitti ve numarayı çevirdin.

Gece yarısı seni gözleri bağlı bir minibüse bindirdiler. Saatlerce, belki de dört beş saat, kıvrımlı yollarda gittiniz; motor sesinden başka bir şey duymadın, ne bir konuşma ne bir müzik. İndiğinde gözlerin açıldığında, çocukluğunu hatırlatan bir yer buldun kendini: eski bir yatılı okul bahçesi, kırık salıncaklar, boyası dökülmüş tahta çitler, otların arasında paslı bir kaydırak. Buraya sadece "Bahçe" diyorlar.

Seni ve onlarca yabancıyı büyük, soğuk, taş duvarlı bir koğuşa tıktılar. Duvarda, boyanın üstüne kazınmış tek bir yazı var: ÇEMBER. Kimse ne demek olduğunu bilmiyor. Henüz.

Kapı gıcırdayarak açılıyor. İçeri, yüzü boş, gülümseyen bir porselen bebek maskesiyle örtülü biri giriyor — bir Bekçi. Elinde bir liste var, sesi düz ve mekanik, sanki insan değil de bir kayıt cihazı konuşuyor.

BEKÇİ

“Hoş geldiniz. Kurallar basit: kazanan çıkar, kaybeden kalır. İlk oyun yakında başlıyor. Dinlenin, çünkü buna ihtiyacınız olacak.”

Kapı yine kapanıyor, metal bir tıkırtıyla kilitleniyor. Koğuşta elli kadar insan var — korkmuş, şaşkın, bazıları sessizce ağlıyor, bazıları duvara yaslanmış boş gözlerle bakıyor. Sen de aralarındasın artık, Elif'in yüzünü ve o beyaz kartı aklından atamadan, önündeki günlerin ne getireceğini bilmeden.

Devam