Külkent'in sisli ve yağmurlu arka sokaklarında, ıslak asfaltın üzerinde gözlerini açıyorsun. Şehrin devasa gotik gökdelenlerinden yükselen buhar ve gaz kokusu ciğerlerini dolduruyor. Şakaklarında dayanılmaz bir zonklama var. Damarlarında iki ayrı nehrin çatıştığını hissediyorsun; biri Sangvari soyunun dondurucu ve asil soğukluğu, diğeri ise Varkor kanının damarlarını yakan vahşi ve hırçın ateşi.
Avuçlarını ıslak taşlara dayayıp doğruluyorsun. Yağmur damlaları tenine çarptıkça duyuların aşırı bir keskinlikle uyanıyor. Birkaç sokak öteden yükselen siren sesleri, nehrin karanlık sularının çırpıntısı ve geceye karışan gümüş kurşun patlaması... Zihnindeki parçalanmış hatıralar henüz yerine oturmuş değil, ancak kim olduğunu hatırlıyorsun: Dante. Ne Sangvari meclisine ne de Varkor sürülerine tam olarak ait olabilen, iki dünyaya da yabancı bir Hibrit.
Yakındaki eski çelik fabrikasının hizasından ağır bir kan ve yanık ozon kokusu yayılıyor. Gece gazetesinin kapağında yüksek meclis aristokratlarından birinin katledildiği haberi yankılanıyor. Külkent'in kırılgan Peçe Doktrini çatlamak üzere ve sen bu karanlık oyunun tam ortasındasın.