Atatürk Anadolu Lisesi'nin gürültülü kantininde elinde tepsiyle donup kalıyorsun. Gözlerin, kantinin tam ortasındaki masaya kilitleniyor. Üç yıllık eski sevgilin Can, okulun yeni transferi Melis ile karşılıklı oturmuş, ona gülümseyerek çilekli süt içiriyor. Kalbinde yakıcı bir sızı beliriyor ama saniyesinde yerini kudurmuş bir öfkeye bırakıyor. Can'ın seni terk ederken söylediği "Artık aynı frekansta değiliz Ece, hayatıma heyecan katacak birine ihtiyacım var" cümlesi kulaklarında çınlıyor.
“Ece, lütfen elindeki tepsiyi masaya vurup ortamı terk etme. Melis tam da senin bu şekilde tepki vermeni, ağlayarak kaçmanı bekliyor.”
“Bakışlarımı onlardan kaçıramıyorum Selin. Can'ın o kendinden emin sırıtan yüzünü mahvetmek istiyorum. Beni nasıl bu kadar çabuk unutup harcayabilir?”
“Haklısın adam tam bir hayal kırıklığı ve ne idüğü belirsiz biriymiş. Ama ona hala acı çektiğini gösterirsen o kazanır. Dik durmak zorundasın.”
Derin bir nefes alıp omuzlarını dikleştiriyorsun. Bu okulun koridorlarında gururunu çiğnetmeyeceksin. Can'ın tam gözlerinin içine bakıp onun dengesini bozma vakti geldi.