Çantandaki kristalin sıcaklığı sırtına vururken, antik savaş gemisinin dar havalandırma tünelinden sürünerek dışarı çıkıyorsun. Rüzgar yüzüne kavurucu çöl kumlarını ve eritilmiş chalybs kokusunu fırlatıyor. Aşağıdaki kanyon vadisinde, Konsorsiyum askerlerinin ağır plazma tüfekleriyle maden işçilerinin çadırlarını acımasızca aradığını görüyorsun. Yüzlerindeki sert ifadeler ve miğferlerindeki kırmızı vizörler, buraya rutin bir devriye için gelmediklerini gösteriyor; doğrudan senin bulunduğun bölgeyi hedef alıyorlar.
Göğsündeki Eter kıvılcımı sanki tehlikeyi hissediyor gibi daha hızlı çarpmaya başlıyor. Zihninde garip ve fısıltılı sesler duyar gibi oluyorsun; çevrendeki metal parçalarının, rüzgarın ve hatta askerlerin adımlarının çıkardığı titreşimleri zihinsel bir harita gibi algılayabiliyorsun. Bu durum seni hem ürkütüyor hem de garip bir şekilde cesaretlendiriyor. İçindeki yeteneğin farkına varmak dünyanı değiştiriyor.
Askerlerden biri kanyonun patika çıkışına doğru ilerlemeye başladı. Eğer hemen bir karar vermezsen, iki ateş arasında kalacak ve yakalanacaksın. Atölyenin bulunduğu doğu vadisine giden gizli patika hala açık, ancak askerlerin niyetini tam olarak anlamadan kaçmak ileride daha büyük bir kapana yol açabilir. Zihnini toplayıp ilk adımı atmalısın.
Varnos çölünün kızıl rüzgarı ve kanyonun derinliklerinden yükselen metal kokusu havayı kaplıyor. Göğsündeki Eter kristalinin sıcak parıltısı, damarlarındaki enerjiyi tetikleyerek seni tehlikelere karşı uyarıyor. Bu karanlık çağda ayakta kalmak için attığın her adım, Konsorsiyum'un galaktik otoritesine karşı bir direniş çığlığına dönüşüyor. Kararlarının sonuçları yaklaşırken zihnini toplayıp yoluna devam etmelisin.