Dönüş
On yedi yıl sonra Sarpdere'ye dönüyorsun. Otobüs, dağ yolunun son virajında sisin içine dalıyor; cam buğulanıyor, aşağıda kasabanın çatıları hayal meyal beliriyor. Yol boyunca çam kokusu camın aralığından sızıyor, motorun sesi bile sisin ağırlığı altında boğuklaşmış gibi. Yanındaki koltukta oturan yaşlı adam sana bir bakış atıp başka tarafa dönüyor, sanki kasabaya geri dönenlere alışık değilmiş gibi.
Cebindeki kısa mesajı bir daha okuyorsun: "Büyükannen vefat etti. Ev sana kaldı." Ama seni asıl geri çeken bu değil. Kasabadan ayrıldığın gece, küçük kardeşin Kerem'in sisin içinde kayboluşu, hâlâ içinde kapanmamış bir yara gibi duruyor. On yedi yıl boyunca bu kasabadan uzak durdun, ama kasaba seni hiç bırakmadı; rüyalarında hep aynı sis, aynı sessizlik geri geldi.
Otobüs duruyor. Kapı açılıyor. Nemli çam ve ıslak toprak kokusu içeri doluyor, tanıdık ve rahatsız edici aynı anda. Sen, artık geri dönüş yok. Ayakların ilk adımı atarken tereddüt ediyor, sonra kararlılıkla ıslak asfalta basıyorsun.