PAYITAHT'IN GÖLGESİ

Küllerden Doğan

Yıllar var ki bu topraklar seni tanımıyor.

Adın bir zamanlar Batur Bey'di — Doğu Uçları'nın beyiydin, sınırları demirden bir iradeyle koruyan, babandan miras kalan türküyü kılıçla yazan adamdın. Sonra bir gece geldi. Ateş geldi. İhanet geldi.

Vezir-i Azam Karaduman Paşa'nın mühürlü fermanıyla gönderilen sipahiler, uçbeyliğini yerle bir etti. Baban Alpay Bey kılıçla can verdi. Annen Hatice Hatun çadır yangınında. Küçük kardeşin Yusuf... Yusuf'un sesi hâlâ geceleri uykuyu böler.

"Devlete isyan" suçlamasıydı. Yalandan ibaret.

Sen hayatta kaldın çünkü o gün sınır devriyesindeydin. Hayatta kalmak ölmekten daha ağır bir yük oldu omuzlarına.

Üç yıl. Üç yıl köylerde gizlendin, çarşılarda görev aldın, kisveden kısveye büründün. Vücudun yıprandı — Batur Bey'in güçlü silueti gitti, geride soluk benizli, kırık kemikli bir adam kaldı. Ama zihnim... Zihnin hiç bu kadar keskin olmamıştı.

Şimdi Payitaht'ın surları önündesin. Sırtında Kerim Efendi'nin kıyafetleri, belinde Kerim Efendi'nin evrakları var. Batur Bey öldü. Sen Kerim Efendi'sin — mütevazı bir vergi katibi, dürüst bir hizmetkâr, kimsenin dikkat etmeyeceği biri.

Ama satranç taşları dizilmeye başladı.