İstanbul'un Gizli Halkı: Haliç'in Su Perisi

Haliç'te Gece Nöbeti ve Zümrüt Ağlar

Ekim ayının serin ve puslu bir gece yarısında, Haliç'in koyu yeşil, zümrüt kıvrımlı sularında deden Ali Dede'nin emektar ahşap takası Kısmet ile süzülüyorsun. Cibali açıklarında, eski un fabrikasının ve asırlık tuğla bacaların silüetleri suya devasa gölgeler düşürürken, hafif bir poyraz lodosa dönüyor. On sekiz yaşındasın; Kumkapı Balıkçı Barınağı'nda büyüdün. Suyun kokusundan dip akıntısının yönünü, dalganın şapırtısından fırtınanın gelişini kestirebilecek kadar denize aşıksın.

Kamarada yetmiş beş yaşındaki emektar reis Ali Dede hafifçe horulduyor; uzun süren ağ tamirinin yorgunluğuyla derin bir uykuda. Dümen yekesini sıkıca kavrıyor, fenerin isli camından sızan sarı ışıkta suyun yüzeyindeki hafif kabarcıkları izliyorsun. Dedenin sana çocukluktan beri tembihlediği kadim bir denizci kuralı kulaklarında çınlıyor: 'Deniz sadece balık taşımaz oğul; geceleri sular durulduğunda Haliç'in eski sahipleri derin uykularından uyanır.'

Pruvanın altından geçen suyun şırıltısı aniden değişiyor. Ağların bağlı olduğu makara birdenbire tiz bir sesle sarsılıyor; suyun dibinden yüzeye doğru fosforlu yeşil bir parıltı yayılıyor. Bir an için suyun yüzeyine incecik, zümrüt yosunlarla sarılmış sedef pullu bir kolun uzandığını görür gibi oluyorsun.

Sen

Bu gece suda olağanüstü bir ağırlık var... Ne lüfer sürüsüne benziyor ne de Marmara akıntısına. Sakin ol Yusuf, önce ne olduğuna bakmalısın.

Bu ekranın yorumları

Yorum yapmak için giriş yap.

Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!