Kuzgunca'nın Yankıları
Kabusun Başlangıcı

Karanlık kayalıkların üzerinde, gecenin ayazı tenini keserken tek başına duruyorsun. Rüzgar, aşağıda çırpınan denizin tuzlu ve yosunlu kokusunu yüzüne çarpıyor. Uçurumun kenarından sadece dakikalar önce sarkan o çaresiz el, zihninde silinmek bilmeyen bir kabus gibi asılı kalmış durumda. Lara, sisin içine düşerken gözlerindeki o kırgın ifadeyi bir türlü aklından çıkaramıyorsun.

Uzaklardan, kasabanın dar sokaklarından yükselen polis sirenlerinin kırmızı ve mavi ışıkları, zifiri karanlığı yırtıyor. O an, etrafındaki havanın yoğunlaştığını hissediyorsun. Deniz dalgalarının kayalara vuruş sesi garip bir şekilde boğuklaşıyor, rüzgarın uğultusu tersine dönmüş bir plak gibi genzinde acı bir tat bırakıyor. Zamanın akışında, mantığının alamayacağı bir tuhaflık var. Göğüs kafesinde bir şeylerin yırtıldığını, kırıldığını hissediyorsun. Parmak uçlarından başlayıp şakaklarına kadar tırmanan bir elektriklenme var.

Aşağı inip ne olduğuna bakmalısın ama bacakların titriyor. Kayalıklardaki o dipsiz boşluk, seni de yutmak ister gibi uğulduyor. İçinde uyanan bu yeni, yabancı ve ürkütücü gücün farkına varmaya başlarken ilk adımını atmaya zorluyorsun kendini.

Devam