Zeyrek'te Akşam Sisi
Akşam ezanının derin ve hüzünlü yankısı Fatih'in kadim yedi tepesinden süzülüp ahşap saçakların altına, taş döşeli dar sokaklara siniyor. Boğaz'ın serin sularından yükselip Haliç üzerinden Fatih sırtlarına tırmanan nemli güz lodosu, Bozdoğan Kemeri'nin devasa ayakları arasından ıslık çalarak geçiyor. Kemere tünemiş Boğaz martısı Çakır, kehribar sarısı keskin gözleriyle alacakaranlığa bürünen sokakları süzüyor. Sen, ebelik son sınıf stajyeri Zeynep, omzundaki kalın bez çantayı düzelterek Kadınlar Pazarı'nın asırlık yokuşuna doğru kararlı adımlarla ilerliyorsun. Çantanın içinde stetoskopunun ve ders notlarının hemen yanında, köydeki anneannen Emine Nine'nin yolladığı dağ reyhanı kesesi ve boynuna iliştirdiği minik gümüş nazarlık duruyor.
Asırlık Zeyrek sırtlarında yükselen tarihi sarı taş doğumevi bu geceki zorlu nöbetin için seni bekliyor. Kapıda emektar bekçi Rıza Güven nöbet defterini hazırlarken, üst kattaki yoğun bakım ünitesinde Dr. Serhat Kaya kimsesiz prematüre bebek Umut'un zayıf kalp atışlarını endişeyle takip ediyor. Eski ahşap konakların pencerelerinde solgun lambalar yanarken, içinde çocukluğundan beri açıklayamadığın o kadim çekim kıpırdanıyor. Anneannenin anlattığı masallar; lohusalara ve henüz can bulmuş masum bebeklere fısıldanan şifa ninnileri, kırmızı ipek kurdeleler ve halkın Al Karısı dediği kadim varlık Alaz Hatun'un hatırası zihninde canlanıyor. Rüzgar hızlandıkça adımlarını sıklaştırıyor, yüzyıllardır binlerce canın doğumuna tanıklık etmiş o ulu binaya doğru yürüyorsun.
Comments on this screen
Log in to leave a comment.
No comments yet. Be the first!