YENİDEN DOĞAN — CİLT I: DİVAN'IN GÖLGESİ

Ölüm ve Yeniden Doğuş

Ölmek sandığın kadar dramatik değil.

Bir trafik kazası — İstanbul, 2024, Kadıköy'den Üsküdar'a geçen vapur iskelesi yakınında. Telefona bakıyordun, ışıklar değişti, araç fren yapmadı. Acı bile hissetmedin. Sadece bir flaş, sonra karanlık.

Şimdi ise... karanlık yok.

Gözlerini açıyorsun ve ağır kadife perdeler, yüksek tavan, balmumu mumu kokusu, uzakta bir ud sesi. Küçük bir vücutsun — belki on üç, on dört yaşında. Ellerin senin ellerinden çok daha ince, çok daha bakımlı. Ve başının içinde, 2024 İstanbul'unda yaşamış bir adamın tüm anıları duruyor; sanki birisi oraya sığdırmış, sıkıştırmış, patlamaya hazır bekliyor.

"Yeniden doğuş" derlerdi bazı kadim metinlerde. Hep romantik anlatırlardı.

Kimse söylememiş ki yeniden doğduğun yer bir saray olabilir ve ilk gün bir köle gibi muamele görebilirsin.

"Kerem Bey hazretleri!" Kapıdan giren yaşlı adam — cüppesi, sarığı, uzun sakalı — sana doğru eğiliyor. "Maraş Valisi merhumun yavrusu, bugün ilk defa Divan'a takdim edileceksiniz. Kalkınız."

Maraş Valisi. Merhum. Baban öldü yani. Ve sen bu bedende büyüdün, bu sarayda yaşadın ama hiçbir şey hatırlamıyorsun — çünkü önceki Kerem senin gibi değildi. Onun anıları yok. Sadece senin anıların var. Modern, garip, işe yaramaz ama belki de hayat kurtarıcı anılar.

Dışarıdan bakan biri görse bir çocuk uyanıyor diye düşünür.

Ama sen hâlâ Kadıköy'de o ışıkların nasıl değiştiğini hatırlıyorsun.