İstanbul'un Gizli Halkı: Zemheri'nin Bilmecesi

Zemherinin Ayazı ve Sahaf Nazan

Tezgâhın arkasında sararmış felsefe risalelerini paketleyen Nazan Hanım, kemik çerçeveli gözlüğünün üzerinden sana bakıyor. Elindeki pirinç maşayla eski döküm sobaya vurup korları hareketlendirirken derin bir iç çekiyor. Bu gece İstanbul sokaklarında tuhaf bir sessizlik, rüzgârın uğultusuna karışan kadim bir fısıltı var. Yüzyıllık ahşap rafların arasında asılı duran guguklu saat bile dondurucu ayazdan yavaşlamış gibi tekdüze, ağır tik tak sesleri çıkarıyor. Dışarıda ocak ayının en acımasız gecesi, yani zemherinin tam ortası hüküm sürüyor; pencerelerin kenarları dantel gibi buz tutmuş vaziyette.

NAZAN

Tolga evladım, bu zemheri başka kışlara benzemez. Sokaklardaki ayaz insanın sadece iliklerini değil, zihninin berraklığını ve karar verme yetisini de dondurur. Bizim çocukluğumuzda Galata ve Pera ihtiyarları, bu kırk günlük kış boğumunda Pera sırtlarında Karakoncolos'un gezindiğini fısıldardı. Karşına çıkarsa sakın telaşa kapılma ama aklını da rüzgâra teslim etme; o kadim kış cini insana sual sormadan, aklını tartmadan asla yol vermez. Şehir uyurken sokakların da bir dili, bir imtihanı vardır.

Nazan Hanım tezgâhtan kestiği kalın sicimi düğümlerken dükkânın üç renkli tekir kedisi Mırra sobanın sıcak yanından aniden fırlıyor. Kulaklarını dikmiş, dükkânın buz tutmuş vitrin camına doğru kesik miyavlamalar savuruyor. Paltonun yakalarını kaldırıp atkını boynuna sıkıca doluyorsun; zihninde kadim anlatıların soruları yankılanırken kapının tokmağına uzanıyorsun.

Comments on this screen

Log in to leave a comment.

No comments yet. Be the first!