GÖK İLE YER

Başlangıç: Efsunlu Su

Gök kubbenin en yüce katında, Tengri'nin sofralarının kurulduğu yerde, yıldızlar

bile çekingen davranır. Burası Gök Alemi'dir — bulutların demir gibi sert, rüzgarın

kılıç gibi keskin olduğu yer. Ve sen burada doğdun.

Annen Umay Ana, doğumunda seni kucağında tutarken Erlik Han'ın casusları sarayı

basmıştı. Panik içinde, seni korumak uğruna, eline geçirdiği ilk şişeyi ağzına

GÖTÜRDÜ

Duyguları uyuşturan efsunlu sular. Bir damlası bile yeterliydi. Sen

henüz yeni doğmuştun — ve o andan itibaren hiçbir şeyi hissedemedin.

Yıllar geçti. Sen büyüdün — İnci, Umay Ana'nın kızı. Güzelliğin Gök Alemi'nde

dillere destan. Ama içinde hiçbir şey yok. Ne sevinç, ne korku, ne özlem. Sadece

berrak, buz gibi bir sessizlik.

Bugün yıllık Gök Töreni'nin arifesidir. Tengri'nin buyruğuyla bütün gök beyleri

ve hanları toplanacak. Ve anneni hiç bu kadar tedirgin görmedin.

UMAY ANA: "İnci'm... bugün dikkatli ol. Gök Han'ın oğlu geliyor. Ateş Bey.

Ondan uzak dur. Söz ver bana."

Sen annenin yüzüne bakıyorsun. Gözlerinde bir şey var — adını koyamıyorsun ama

tanıdık değil. Belki korku. Belki üzüntü. Sen bu ikisini de bilmiyorsun.

You

"Peki anne."

İki kelime. Yeterli. Umay Ana bir an daha bakıyor sana, sonra döndü gitti.

Sen ise pencerenin önüne geçiyorsun. Aşağıda, bulutların arasından kıpkızıl

bir ışık yükseliyor. Geliyorlar.