Halkalı Garında Gece Yarısı
İstanbul'un nemli ve boğucu temmuz gecesinde, Halkalı Garı'nın yüksek tavanlı soğuk peronunda duruyorsun. Sırtındaki altmış beş litrelik yıpranmış çantanın kalın kayışları şimdiden omuzlarını eziyor; boynunda asılı duran emektar analog makinenin metal soğukluğu göğsüne değiyor. Rayların arasından yükselen keskin makine yağı, yanık kömür tozu ve pas kokusunu ciğerlerine çekiyorsun. Bir aylık Interrail Global Pass biletin, pasaportunun en arka sayfasına özenle iliştirilmiş duruyor; gençliğinin en büyük macerası rayların üzerinde başlamak üzere.
Yanında lise yıllarından beri ayrılmadığın dört dostun var. Mert elindeki fosforlu kalemlerle çizilmiş ayrıntılı bütçe tablosunu katlayıp bel çantasına tıkıştırıyor; gözlerinde her zamanki titiz organizatör telaşı parıldıyor. Can koca spor çantasının üzerine oturmuş, büfeden aldığı son kaşarlı tostu çiğnerken sana göz kırpıyor. Aslı ise her zamanki gibi dik, mesafeli ve kendinden emin; sırt çantasının yan gözünden Almanca hazırlık test kitabının ucu görünüyor.
Ve Leyla. Omzuna astığı bez eskiz çantasını düzeltirken sana dönüyor. Kıvırcık saçları peron rüzgarıyla hafifçe dağılmış; kömür kalemi lekeli ince parmakları cebindeki gümüş bileklikle oynuyor. Yeşil gözlerinde hem çocuksu bir ürperti hem de sınırları aşmanın getirdiği bastırılamaz bir tutku var.
Gerçekten gidiyoruz değil mi Deniz? Bu tren kalktığında artık geri dönüş yok.
Geri döneni kondüktör kovalar zaten kızım! Otuz gün raydayız, Avrupa düşünsün artık.
Tren üç dakika rötarlı ama Sofya aktarmasında iki saatimiz var, panik yok.
Sınırda sorun çıkmasın da gerisi mühim değil. Pasaportlar elinizin altında olsun.
Hazırız. Bu gece sadece bir trene binmiyoruz; hayatımızın en özgür, en gerçek ayına adım atıyoruz.
Uzakta beliren sarı projektör ışığı peron zemininde parıldıyor. Demir tekerleklerin rayları döven ağır çınlaması kulaklarını doldururken Sofya Ekspresi ağır ağır yanaşıyor.
Bu ekranın yorumları
Yorum yapmak için giriş yap.
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!