Ejderhanın Yemini

Közlerin Arasında

Taşboğaz köyünün taş duvarlı demirhanesinde akşamın alacakaranlığı körükten sıçrayan kızıl kıvılcımlarla yırtılıyor. Usta Hamdi'nin yanında çıraklıkla geçen beş koca yıl, ellerini sert nasırlarla, ciğerlerini ise kömür ve is kokusuyla doldurmuş durumda. Ağır demirci çekicini örsün üzerindeki akkor kılıç namlusuna ritmik vuruşlarla indiriyorsun; her darbede etrafa saçılan kor parçaları dökümhanenin karanlık köşelerini bir anlığına aydınlatıyor. Dışarıda, sarp bazalt kayalıkların çevrelediği dar vadi boyunca esen sert dağ rüzgarı kışın yaklaştığını fısıldayarak uğulduyor.

Son haftalarda güneydeki Karasınır dağlarından yükselen tekinsiz mor dumanlar ve gece göğünde süzülen garip parıltılar köy ahalisinin tek endişesi haline gelmiş vaziyette. İhtiyarlar eski gölge çağlarına dair yasak kehanetleri fısıldarken, kraliyet devriyeleri sınır kulelerindeki nöbetçileri iki katına çıkarıyor, vadiden geçen her avcıyı şüpheyle sorguluyor.

Tam bu sırada, kayalıkların derin boğazından yükselen, havayı ve zihnini aynı anda kesen madensi bir çığlık işitiyorsun. Bu ses ne bir dağ kurdunun ulumasına ne de yırtıcı bir kartalın haykırışına benziyor; etini kemiğini titreten, ruhun derinliklerine işleyen yaralı bir inilti bu. Elindeki çekici ağır ağır örsün kenarına bırakıyor, demirhanenin dumanlı kapı eşiğine doğru adım atıyorsun.

Комментарии к этому экрану

Войдите, чтобы оставить комментарий.

Пока нет комментариев. Будь первым!